Yürü Kanka Travis Geliyor
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur

Travis kim?
Ünlü rapçı Travis Scott, sokaktaki işsizin, yoksulun, dışlanmışın, muğlak butlanmışın sesi.
Yürü kanka, gidiyoruz.
Abboooovvv… o da ne?
Bilet 80 bin.
80.000… sek sek sekks … affedersin bin.
Yahu arkadaş bu rap müziği, 70'lerde ekonomik olarak dibi boylamış sokaktaki gençlerin hip hop kültürü olarak doğurdukları, isyanın, başkaldırının sesi değil miydi?
Eee… nedir bu 80 bin?
Dur ama dur… iş tam öyle değil, normal bilet 40 bin (ucuz yani), lakin sahne arkasından alayım, Travis'i affedersin arkadan izlerim dersen 60.000 TL.
“Özel sürprizlere açığım, öpecek Travis beni +selfie” dersen, paket halinde 80.000 TL.
Sokağın sesi paketlendi işte.
İşte böyle güzelim, kapitalizm geldi, yoksulun ruhunu paketleyip zenginin pazarında mal yaptı.
Yaaa…!
Kapitalizm dışlanmışı sevmez ama sesini, tonunu, rengini sever.
O niye?
Ee, pazarda iyi iş yapar çünkü.
Kapitalizm hem onu dışlar, dışlarken de onu ürüne çevirip pazar nesnesi haline dönüştürüp, satışa sunar.
Zengine acılı arabeski de satar, köleleştirilmiş siyahların blues'unu da, duvarlardaki graffiti yazıları da, break dansı da, ekmek arası kokoreçi de.
Öyle bir satar ki, dışlanmışın ruhunu paketleyip dışlanmışa da satar, dışlanacak olana da, dışlayana da…
Neden?
Çünkü merkezdeki insan kendinde olmayan bir şeyi kıyıda-kenarda kalmış olandan duyar.
Kıyıda-kenardaki hayatla doğrudan temas ediyordur, ölüm, açlık, şiddet, öfke, arzu, tehdit, kardeşlik, mahalle, sadakat, terkedilme, intikam… Bunlar kenardakinde gerçeğin parçası olarak canlıdır lakin merkeze yerleşmiş, konfor içindeki steril hayatı deneyimleyen için bastırılmış duygulardır.
Paralı müşteri 80 bin verip biraz o duyguyu satın almaya çalışır, biraz da orada olma halini. Yani, bir 'tut ki' alemindedir o sosyete pazarında, tut ki sokakların vahşi çocuğudur, tut ki öfkesini küfürle kusuyordur, tut ki çırılçıplaktır, tut ki arzularını dilediği gibi dile getiriyordur veee tut ki Travis ile kankadır.…
Pazara düşmüş müşteri de aslında pazar nesnesidir, sadece öyle olduğunun farkında değildir, kapitalizm onu da alır, paketler, bir hikâyeye yerleştirir, hikâyeyi imaja, imajı ürüne, ürünü deneyime çevirir.
Hooop… Travis'e 80 bin, öpeceek.
Bir sınıf başka bir sınıfın yarasından sızanın şık paketlenmiş halini satın alıyor.
Simülasyonu görüyor musun?
Dışlanmış olanın halinin onu dışlayan tarafından simüle edilmişliği, adeta yankı ile birbirine vurarak çoğalan ve çoğalırken de sahicilik yanılsamaları üreten simülasyon, pazar böyle bir yer değil mi zaten?
Ama bekle, simülasyon bu, katman katman mübarek, baklava gibi, çıtır çıtır.
Sahnede simüle edilen sokağın sesiyse, locada simüle edilen ne?
Sahne arkasındaki ne?
Travis ile selfie ne?
Görüyorsun değil mi? Bunlar hep orada olmanın, o pazarda görünmenin, görünme biçimlerinin kendisi.
İçerik taklit, konum taklit, kimlik taklit, benlik taklit…
Sahici ne?
Bu arada merak eden çıkar şimdi, bu Travis'i dinlemek başka ülkelerde kaç para?
17 temmuzda İtalya konserinde VIP bilet 34 bin TL; Japonya'da 4.230 - 25.000 arası; Londra'da 4.400 - 8.740 TL arası.
Yani?
İstanbul niye 80 bin?
Çünkü bizimkilere satılan (kakalanan) şey Travis Scott'tan çok daha fazlası. Burada satılan şey, taşra pazarı değil de büyük kent pazarında görünür olma duygusu olabilir mi?
“Bak ben de oradaydım”.
Türkiye'deki zenginlik, kendi kompleksleriyle beslenen, ezikliği örtme telaşıyla tutuşan tuhaf bir zenginlik. Sadece parayla yetinemiyor, o girdiği sentetik halin sahici olduğu yalanına çevresini inandırmak zorunda.
Batı karşısında biraz taşralı, içeride yoksulluğun ortasında biraz suçlu, kendi sınıfı içinde sürekli yarış halinde, eski elitler karşısında görgüsünü, yeni zenginler karşısında gücünü, küresel elit karşısında orada olduğunu ispat etmek zorunda. Bu yüzden burada tüketim çoğu zaman ihtiyaçtan ya da zevkten çıkıp, varlık (maske) kanıtına dönüşüyor.
Yani bizimkilerin 80 bin liralık bileti yalnızca konser bileti değil, bir tür pazara giriş, pazarda görünme biçiminin haracı değil mi?
Vitrinde teşhirin karşılığı yani o para, fiyatı değer değil görünürlük üretiyor.
Çünkü bu ülkede zenginlik kendini bir pespayelik içinde teşhir etmeyi zorunlu kılıyor artık.
İşte o yüzden İstanbul’da bilet 80 bin.
Çünkü Travis’in sesi değil sadece, o sesin sahibine erişebilmiş olmanın hali satılıyor.
Sonuçta o gece sahnede Travis olacak tabii, ama asıl performansı seyirci sergileyecek.
Kim hangi locada, kim kimi görmüş, kim kaça yaklaşmış, kim kendini hangi hikâyenin içine sokmuş…
İnsan düşmüş bir varlık da bizimki düşmüşten de beter Travis.
Düşerken bile vitrindeki kendimize bakıyoruz ciğerim.
Fena fena … muğlak butlanmışız çok fena.










Yorumlar