top of page

Her Şey Olmaya Çalışırken Hiçbir Şey Olamamak Üzerine

  • 13 Nis
  • 3 dakikada okunur


Bir ince dilim (200 gr) beyaz peynir alayım dedim, 385 lira imiş. Niye ki?

"Gurme bu" dedi satıcı.

Gurrrr...!

Gurme dürümcü var.

Bak, abartmıyorum, gerçekten var. Lahmacuna Adana dürüyor.

Böyle bir devirdeyiz.

Gurrrr...!


Memleket değer değirmeni gibi.

Bir kelime, bir kavram, bir ürün piyasaya düşmeye görsün. Değirmenin taşları dönüyor... gurrr gurrr... Ne kadar değerli olursa olsun, köpürtüle köpürtüle şişiriliyor, içi boşalıyor.

Artık "gurme" bir emeğin ürünü değil. Bir mutfak sanatı değil. Bir yaşam biçiminin yansıması, bir birikim, bir kültür ifadesi değil.

Vitrinde parlayan bir görünme biçimi.

Gurrr... gurrr... gurr...

Sokaklardan gur gur akan bu gösteri seli içinde, ilgi açlığında kıvranan belediyeler de kapıldılar akışa.

Gastronomi festivalleri. Gastronomi merkezleri. Gastronomi venisi vidisi vicisi...

Antep, Çanakkale, Afyon, Osmaniye, Merzifon, Konya, Datça…

Türkiye genelinde 367 gastronomi festivali varmış.

Gurrr gurrr gurrr.

Festivalde ne var?

Şehrin gıda üretim zincirinin ekolojik, tarihsel, kültürel anlatımı var mı?

Toprağın, suyun, emeğin, ekosistemlerin hikâyesi var mı?

Sofranın bir araya gelme, paylaşma, yas tutma, sevinme kültürü anlatılıyor mu?

Avcunu yala...!

Duman duman kebap. Lahmacun. Dürüm. Baklava.

Yanına dolma, turşu, tarhana.

Hepsi aynı tezgâh, aynı hız, aynı gürültü.

Anlıyorsun, değil mi?

Mesele kebap değil. Lahmacun da değil. Baklava hele, hiç değil.

Onlar bu coğrafyanın belleğinde zaten var.

Sorun bağlamın olmaması. Her şeyin sıradanlaşarak az sonra sönecek balonlara dönüşmesi.

Sofra bir ilişki alanıdır aslında.

Bir eşik.

Bir dönüşüm alanı. Anadolu'nun kadim kültüründe sofra mideyi beslediği kadar muhabbetiyle, kültürüyle aklı da, ruhu da besler.

"-di" eklemeye içim elvermedi ama cümlenin sonu ne yazık ki -di olarak bitiyor.


Yemeğin toprakla, iklimle, emekle, mevsimle, yoksullukla, bollukla, yasla ve sevinçle kurduğu ilişki koptuğunda, sofra bir ilişki alanı olmaktan çıkıyor. Hızlı tüketilen bir heves, bir görüntü, bir kalabalık eğlencesine dönüşüyor.

Yani sofra, sofralığını yitiriyor.

Bugün ülkede 200'ü aşkın üniversitede Mutfak Sanatları ve Gastronomi bölümü var.

Acayip değil mi?

Hepsinde gerçekten mutfak, tarih, ekoloji, kültür öğretiliyor mu bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum: Sayı arttıkça derinlik azalıyor.

Hoş derinlik nerede kaldı ki?

Kıyıdaki pis suyun köpükleriyle oynaşıp, sonlarını bekliyor insanlar.


Ama bu arada da, hiç bir zahmete girmeden her haltı, bilir bilmez olmak istiyoruz. Turizm kenti olalım. Marka şehir olalım. Dünya mutfağına girelim. UNESCO listesine girelim.

Ama Antep'in fıstığı aflatoksin doldu, küften.

Ama Adana kebapta at eti çıktı.

Ama mercimeği Kanada'dan ithal ediyoruz.

Ama topraklar kirleniyor, su bitiyor.

Gurrr...

Bu şıpın işi olma hallerinin hiçbiri içeriden, ağır ağır, sabırla örülmüyor. Hepsi ödünç alınmış sentetik formlar. İğreti kisveler. İliştirme kimlikler.

Dışarıdan bakıldığında görünen her şey. İçeriden bakıldığında hiçbir şey.

Simülasyon böyle işliyor: Gerçeği değil, gerçeğin görüntüsünü üretiyor. Sonra o görüntüyle besleniyor. Şişiyor. Patlıyor. Sonra yeni bir görüntü.

Modern zamanlar, her değeri hızla dolaşıma sokmayı seviyor. Dolaşıma giren şey de hızla tüketiliyor.

Gastronomi festivali çoğu zaman gastronominin kendisini aşındırıyor.

Festival dediğin bizde derinleşmek, gelenekselleşmek, kurumsallaşmak değil.

Anlık heves. Anlık tüketim. Anlık görüntü.

Ve elbette kitle.

Bu devirde kitle önemli. Topluluk değil. Cemaat değil. Cemiyet hiç değil. Millet de maalesef değil.

Birbirine değmeden çoğalan, hiçbir şeye dönüşememiş bir güruh.

Belki de bu yüzden Anadolu'da en sahici mutfak hâlâ kitlelerden uzakta yaşıyor.

Evlerde. Kıyıda köşede kalmış mekânlarda. Adı olmayan sofralar.

Dindarlıkta da böyle. Sanatta da. Kentlilikte de.

Hakikat her zaman kenarda oturur. Merkeze taşınırsa başka bir şeye dönüşür.

Her şey görünür olmak istiyor. Ama görünürlük arttıkça derinlik azalıyor.

Belki de yeniden az şey olmayı göze almak lazım.

Az ama sahici.

Az ama köklü.

Az ama birbirine bağlı.

Çünkü asıl mesele şu: Birbirine bağlı olmak bir ağ kurmak değil. Birbirine dokunmak.

Aksi hâlde her şey olma derdiyle, hiçbir şeye dönüşemeden, kebap dumanında buhar olup gideceğiz.

Ve kimse fark etmeyecek.

Çünkü görüntü hâlâ orada olacak.

Dumanı tüten. Kokusu yayılan. Ama içi boş.



2 Yorum


gokceozantoptas
6 gün önce

Bu "biz"le mi alakalı, yoksa kapitalizmle mi, emin değilim. Tarif ettiğiniz şey bilhassa Debord'un Gösteri Toplumu gibi.

Beğen

atamannursel
6 gün önce

Her denk geldiğimde ayri keyif alıyorum yazdıklarınızın. Tam olarak böyle...Sofrada her şey olsun ve hepsinden yiyem diyenin midesi ne yapsın...

Beğen
öne çıkanlar

yazıların size ulaşması için üye olabilirsiniz (ücretsizdir)

en yeniler
arşiv
etiketler
takip edin:
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • images
bottom of page