

Cehenneme Şahit Aranıyor
Acı yetmiyor Hallac-ı Mansur’a atfedilen bir söz var: “Cehennem, acı çektiğiniz değil, acı çektiğinizi hiç kimsenin bilmediği bir yerdir.” İnsan denen mahlûku iyi anlatmamış mı? Acı çekmek yetmiyor bize. İstiyoruz ki acımızdan birilerinin haberi olsun. Mümkünse üzülsünler, hatta bizimle acı çeksinler. Yeterince üzülmediklerini gördüğümüzde ayrıca üzülüyoruz. Kendi acımızı çekmekle meşgulken bir de başkalarının bizim acımızı ne kadar yüklendiklerini denetliyoruz. Ne tuhaf bir


SEKSEK ve BİTMEYEN DÖNGÜ
Bitmeyen Arzu: Eve Dönüş İnsan evladı eve dönmeyi özlüyor. Hangi eve? O her şeyin güllük gülistanlık olduğu, kopup geldiği huzur dolu ana evine. Bu benim kuruntum mu? Değil. Platon Şölen diyaloğunda insanın bir zamanlar bütün olduğunu, sonra ikiye ayrıldığını ve o günden beri öteki yarısını aradığını söylüyor. Platon’un kuruntusu mu? Değil. “Nostalji” kelimesine baksanıza: nostos eve dönüş, algos acı. Eve dönememenin acısı yani. Ama işin paradoksu da burada. Paradoks, para