top of page

İsrail Sazanı

  • 11 dakika önce
  • 2 dakikada okunur


1990’ların başıydı, bir balık peydahlandı köyün gölünde.

Bildik de bir şey değil.

İnsan avucundan hallice, gümüşi renkli bir şey.

Yenir mi, yutulur mu? Diye düşünürken, her yeri kapladı şerefsiz.

Nereye ağ atsan bu mendebur çıkıyor.

Yenmiyor da safi kılçık.

Köyün ihtiyarları toplandı, yarısı “Koministler salmıştır” dedi.

Diğer yarısı “CIA’nın işi” dedi.

Şefik dede olaya müdahale etti “İsrail’den getirip, gece vakti kova kova salmışlardır” dedi de, ahali nefes aldı.  

 

Nereden bilicen, meğer aynı günlerde, Manyas, Beyşehir, Eğirdir, İznik ve Uluabat göllerinde de ihtiyar meclisleri benzer dertle bir araya gelip, karınlarına sıcak tuğla basmışlar ve hep birlikte “Bu lanet işgalcinin adı İsrail Sazanı olsun” demişler.

Meğer aynı günlerde Belçika’da, Estonya’da, Yunanistan ve dahi tüm Avrupa’da ve İngiltere denilen ada coğrafyasında ve Kanada dahil tüm Kuzey Amerika’da ve Ermenistan ve Azerbaycan ve dahi İran ülkelerinde… Her yerde bu şeref yoksunu boy göstermiş.  

Batıda buna Prusya Sazanı denmiş, oranın ihtiyarları, o pencereden bakmışlar ne diyelim… Mübarek Anadolu halkından kaçar mı?

İsrail Sazanı

 

Uzak Doğu kökenli bu balık, ekoloji literatüründe istilacı tür olarak biliniyor.

Bir kere, mendebur girdiği yerde çok yumurta bırakıyor, normal balık yılda bir sezon yumurtlar bu düdüklü tencere 4, 5… eli uçkurunda dolanıyor ortalıkta.

Çoğunluğu dişi, nasıl ayarlıyorsa artık, bazen işi düşünce başka benzer türlerin spermini genetik katkı almadan çoğalmayı tetiklemek için kullanıyor, yani sperm başka yerden ama çıkan yine kendi evladı.

(Bu, ginogenez denen olağanüstü çoğalma stratejisi. Hatta Türkiye kaynaklı çalışmalarda Carassius gibelio’nun istilacı başarısında ginogenetik çoğalmanın önemli rol oynadığı, başka Cyprinidae türlerinin spermini yumurta gelişimini tetiklemek için kullanabildiği belirtiliyor).

Olaya bakar mısınız?

Girdiği her sulakalan ekosisteminde yerli türlerin besin ve barınma kaynaklarını tüketerek ekosistem bütünlüğünü bozuyor.

Farklı ekosistemlerden gelip, geldiği yerde terör estiriyor bunlar, ölmeye de ölmüyorlar.

Tut, çıkart karaya 2-3 gün dursun mutfak tezgahında, 4 gün de buzlukta donsun, gözüne de tarçın serp, dolaptan çıkart, bir bardak su dök kafasına, açıyor gözünü, kuyruk fır fır fırlama derdinde fırlama.  

En pis suda, en ışıksız suda, en bulanık suda yaşıyor.

Nasıl kurtulacağız?

Bir Kanadalı araştırmacı, tüm gölü toptan kurutmadıkça bundan kurtuluş yok dedi. Bizden bir hoca, yüzüme karşı, yemin ederek, “Bak vallahi gözümle gördüm, Eğirdir Gölü’nde, sudaklar bunu yemesin diye 10 yılda evrim geçirip, omurgayı değiştirdi hayvan” demişti.

Bu kadarı da olur mu?

Adam yemin etti, gözümün önünde.   

 

Ah, sırası gelmişken, bir de Doğu Karadeniz’deki “İsrail kelebeği” veya daha yaygın medyatik adıyla vampir kelebek (Ricania simulans) de var istilacılar arasında. Benzer karakter. Gürcistan hattı üzerinden Doğu Karadeniz’e yayıldı, bitki sürgünleriyle besleniyor, ne bulursa, kemir kemir …

Bu istilalarda insanın hiç mi payı yok?Var tabii. Yoksa o da kalkıp kendi memleketinden, “dur bir Anadolu göllerinin canına ot tıkayayım” diye bunca yolu kat etmez.İnsan yol açtı.

İnsan suyu bozdu, ekosistemi bozdu, dengeyi bozdu, sonra da bozduğu dengeye giren canlıya “işgalci” dedi.

İstilacı tür, doğanın dışarıdan gelen düşmanı değil; çoğu zaman insanın açtığı ekolojik boşluğun canlı biçimidir.Önce biz kapıyı kırıyoruz, sonra içeri girene kızıyoruz.

 

Ahh o firavun yok mu, ilk başlattı bütün meseleyi.

Yorumlar


öne çıkanlar

yazıların size ulaşması için üye olabilirsiniz (ücretsizdir)

en yeniler
arşiv
etiketler
takip edin:
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • images
bottom of page