

Cehenneme Şahit Aranıyor
Acı yetmiyor Hallac-ı Mansur’a atfedilen bir söz var: “Cehennem, acı çektiğiniz değil, acı çektiğinizi hiç kimsenin bilmediği bir yerdir.” İnsan denen mahlûku iyi anlatmamış mı? Acı çekmek yetmiyor bize. İstiyoruz ki acımızdan birilerinin haberi olsun. Mümkünse üzülsünler, hatta bizimle acı çeksinler. Yeterince üzülmediklerini gördüğümüzde ayrıca üzülüyoruz. Kendi acımızı çekmekle meşgulken bir de başkalarının bizim acımızı ne kadar yüklendiklerini denetliyoruz. Ne tuhaf bir


SOFRA
Bu kitabı yazarken, sekiz ay içinde 14.8 kayıt yapmışım bilgisayara. 1.1'den başladığımı varsayarsak, bu 100'ün üzerinde kayıt demektir. Sözün özü, bitmek bilmedi, bitmeyecekti de, bitmemeliydi de… Durumun farkına varan sevgili İrfan (Eflatun Yayınevi) eline geçen kopyayı basıverdi. Yazdığım şeyin ne olduğunu anlatmak zor. Önce bu bir konferans konusu, sonra da bir makale oldu. Daha sonra süregiden konferanslarda içeriği değişti, o kadar değişti ki, gün geldi, ben sofrayı değ


Yürü Kanka Travis Geliyor
Travis kim? Ünlü rapçı Travis Scott, sokaktaki işsizin, yoksulun, dışlanmışın, muğlak butlanmışın sesi. Yürü kanka, gidiyoruz. Abboooovvv… o da ne? Bilet 80 bin. 80.000… sek sek sekks … affedersin bin. Yahu arkadaş bu rap müziği, 70'lerde ekonomik olarak dibi boylamış sokaktaki gençlerin hip hop kültürü olarak doğurdukları, isyanın, başkaldırının sesi değil miydi? Eee… nedir bu 80 bin? Dur ama dur… iş tam öyle değil, normal bilet 40 bin (ucuz yani), lakin sahne arkasından


SEKSEK ve BİTMEYEN DÖNGÜ
Bitmeyen Arzu: Eve Dönüş İnsan evladı eve dönmeyi özlüyor. Hangi eve? O her şeyin güllük gülistanlık olduğu, kopup geldiği huzur dolu ana evine. Bu benim kuruntum mu? Değil. Platon Şölen diyaloğunda insanın bir zamanlar bütün olduğunu, sonra ikiye ayrıldığını ve o günden beri öteki yarısını aradığını söylüyor. Platon’un kuruntusu mu? Değil. “Nostalji” kelimesine baksanıza: nostos eve dönüş, algos acı. Eve dönememenin acısı yani. Ama işin paradoksu da burada. Paradoks, para


İsrail Sazanı
1990’ların başıydı, bir balık peydahlandı köyün gölünde. Bildik de bir şey değil. İnsan avucundan hallice, gümüşi renkli bir şey. Yenir mi, yutulur mu? Diye düşünürken, her yeri kapladı şerefsiz. Nereye ağ atsan bu mendebur çıkıyor. Yenmiyor da safi kılçık. Köyün ihtiyarları toplandı, yarısı “Koministler salmıştır” dedi. Diğer yarısı “CIA’nın işi” dedi. Şefik dede olaya müdahale etti “İsrail’den getirip, gece vakti kova kova salmışlardır” dedi de, ahali nefes aldı. Nerede


Ben demiştim ama, mesele tohum değildi
“Ben demiştim” demekten haz duyan biri değilim.Ama bazı şeyleri insan gerçekten önceden görüyor. 2016 yılında bir yazı yazmıştım. Başlığı kabaca şuydu: Bayer, Monsanto’yu neden aldı? O günlerde birçok kişi meseleye bildik akılla baktı. “Tohum şirketi alıyorlar”, “tarımda büyümek istiyorlar”, “pazar payı”, “sinerji”, “verimlilik”, o malum kurumsal masallar, bıy bıy bıy... Ben o gün başka bir şey görmüştüm. Mesele yalnızca gıda değildi. Mesele tohum da değildi. Mesele, gıdanın


Her Şey Olmaya Çalışırken Hiçbir Şey Olamamak Üzerine
Bir ince dilim (200 gr) beyaz peynir alayım dedim, 385 lira imiş. Niye ki? "Gurme bu" dedi satıcı. Gurrrr...! Gurme dürümcü var. Bak, abartmıyorum, gerçekten var. Lahmacuna Adana dürüyor. Böyle bir devirdeyiz. Gurrrr...! Memleket değer değirmeni gibi. Bir kelime, bir kavram, bir ürün piyasaya düşmeye görsün. Değirmenin taşları dönüyor... gurrr gurrr... Ne kadar değerli olursa olsun, köpürtüle köpürtüle şişiriliyor, içi boşalıyor. Artık "gurme" bir emeğin ürünü değil. Bir mutf


Aydınlanma Çağı’ndan Oyalanma Çağı’na: Modern Öznenin Çözülüşü ve Ağ-bilincin Yükselişi
Başlarken Oyalanma Çağı ’na-hoş geldik. Başlar başlamaz belirteyim, bireyin gerçek sandığı ile bağlarının hızla koptuğu ve artan bir şekilde bağlanma sorunu yaşadığı, eylemsiz ve amaçsız kaldığı döneme Oyalanma Çağı diyorum. Oyalanma Çağı kavramsal çerçevesinin (haliyle bu yazının) ana tezi de şudur: Oyalanma Çağı , modern öznenin çözülüşü ile Ağ-bilincin yükselişi arasındaki ontolojik [1] bir berzahtır. Bu geçiş dönemi üç temel dönüşümle karakterize edilir: birincisi,


Acı Lazım Azizim, Muhtacız, Onunla İdare Ediyorduk.
İsa, 2000 yıldır taşınan varlığını biraz da kurgudaki acı dolu drama borçlu değil mi? Evlenip 3-5 çocuğu, bahçesinde ebruli hanımelleri açan bir küçük evi, Romalılar ve Yahudilerin de katıldığı karma bir cemaati, dertsiz-tasasız bir hayatı olaydı... O ve taşıdığı bilgi bugüne gelir miydi? Çok zor. Acı lazım azizim, ne yazık ki muhtacız, onunla idare ediyorduk. Prometheus var, Kerbela var, Odin var, İnanna var, Orpheus var… Mitosumuzun harcı acı. Acı hikayenin taşıdığı yük

