Please reload

en yeniler

gerçeği inşa eden yalanlarımız.

11.10.2018

1/7
Please reload

öne çıkanlar

temiz toplum

23.09.2017

 

Geçen gün Sivas'da, oto yıkama servisinde patron, bir çalışanı işini aksatıyor diye sandalyeye bağlamış, sabunla yıkayıp, tazyikli suyla durulamış, tüm olan biteni de birilerine kaydettirmiş.  

Sonra da paylaşmış sosyal medyada, "ey ahali yargı-hüküm-ceza sistemimizi gör".   

Filmde görülüyor, adam zor nefes alıyor, ama patron keyifli.   

Muhtemelen orada, bunu izleyen bir kaç kişi daha vardı.

İzleyenlerin gevrek kahkahaları kulaklarınıza kadar geliyordur.

 

Bilenler bilir, yıllar önce yazmıştım, midesi kaldıranlara tekrar edeyim.  

Memleketin bir köşesinde (Doğu Anadolu), birini bekliyoruz, adam bir türlü gelmiyor. 

"Nerede?" dedim tanıyanlara.  

Hafif yollu bir kikirdeme ile geldi cevap.  

"Abi o bu günlerde gelemez, şişirdiler onu".

 

Anladınız mı?

Ben anlamadım ve sordum "şişirmek mi?"

Yine kikirdeme, "şişirdiler işte abi, pompayı takıp, puf pufff...".

"Neresine takıyorlar?"

"Neresine olacak, arkasına".

....!

Mesele de şu, adam, hayvan satmış, parasını istemiş, hayvanı alan hayvan da "haftaya gel" diyerek, ötelemiş.

Bizimki gitmiş haftaya, para yerine bir "haftaya" cevabı daha almış, bir sonrakinde yine "haftaya", bir daha "haftaya" ... en sonunda bizimki basmış küfürü.

Sen misin küfür eden? "İndirin ulan şunun pantalonunu, getirin pompayı, takın hortumu kıçına...".

Millete seyir çıkmış, kaçar mı?

Toplanmış ahali, yılışık yılışık gülüşmeler eşliğinde, pufur pufur şişirmişler adamı.

"Sonra?"

Sonrası yok, bir süre insan içine çıkamazmış utançtan.

Bir de işin bu boyutu var. 

 

Duyunca, çok şaşırdım.  

Olacak iş mi?

"Yok artık, benimle dalga geçiyor bunlar" dedim, yemin etti kikirdeşenler korosu.

İlk gördüğüm hekim dostuma anlattım. O da Ankara'da, büyük bir devlet hastanesinde cerrah. "Ohooo, o insaflıymış yine, bize acile böyle vakalar gelir bazen, hatta geçenlerde biri geldi adamın bağırsaklar param parça...".

"Nasıl olur, pompa mı?"

"Yok pompa değil, bunlar kompresör bağlamışlar".

 

Ortaçağ'dan hikayeler değil bunlar. 

Hani o, "abi biz yapmayız da, elin gavuru engizisyonda almış eline kerpeteni ..."  çift kaşarlı kompleks tost halimiz hiç değil. Bu anlatılanlar, daha dün, belki bu gün, kuşku yok ki yarın ... 

Başkentimizde, dairesi milyon dolara kapışılan rezidansların iki adım ötesinde.

 

Merak edip bu işi biraz kurcaladım, meğer halının altında ne pislikler varmış.

Her yıl bir sürü ölüm olayları yaşanırmış.  Resmi tutanaklara "şaka yapıyorduk, fazla hava kaçmış" gibi ifadelerle yansımış olaylar.  Hatta böyle bir vakanın dava tutanağında, "iş yerinde kompresörle birbirimizin üstündeki tozları temizliyorduk, şakalaşırken, hortum arkadaşımın makatına kaçmış" demişler, buna da ahali inanmış. 

Sen adamı soy, kompresörün ucundaki hava tabancasını sök, arkadaşının üstündeki iş tulumunu çıkart, sabit kalmasını sağla ... Sonra da "kazara kaçmış".

İşin ilginç yanı, bir tarafına hortum kaçan şahıs (vakanın kurbanı) bu durumu namus meselesi yaptığı için, ölüm döşeğinde bile itiraz edememiş "vallahi öyle oldu, kaçtı hortum" demiş. 

Yoksa, millet içine çıkamıyor.

Neden?

İşte bu "neden?" kısmı önemli.

Neden?

Nedenini biliyoruz tabii... ama ne hikmetse bu nedenin karanlığına boyun eğiyoruz.

  

"İğrenç" dedim, bir hukukçu dostuma anlatırken, "duyunca inanamadım..."

"Ohooo.... o yöntem geleneksel Anadolu işkencelerindendir, pompanın icat edilmesiyle birlikte neredeyse bizdeki ilk kullanım şekli bu oldu.  27 Mayıs ihtilalindeki işkence yöntemlerinden biri olarak tutanaklarda bile vardır".

 

Ne yapalım, iki ayak üstünde durduğumuza şükür mü diyelim?

"Homo erectus, erekte halden çıkamadı, ööööyle dolaşıyor" mu diyelim?  

Ne diyelim?

 

Bir gün bir arkadaşım anlatmıştı, yaşadıklar kentte (Orta Anadolu) namus olaylarında ceza olarak suçluyu kazığa oturtma cezasını. 

Pompa hadisesinin şokunu atlatmamışım, kazık nerden çıktı?  

Buna hiç inanamadım.

Bir plastik cerrah arkadaşıma anlattım, o da tedavi amacıyla hastaneye gelen kazık vakalarını saymaya kalktı ki, dinlenecek hikayeler değil hiç biri.

Nerede bunlar?

Ankara'ya 40 kilometre.

Sonra bir başka hekim arkadaşım anlattı Anadolu'nun güneyinden başka kazık hikayelerini ...

Efendim, işin aslı kazığa oturtma değilmiş. Bir ağaç dalından ince bir kazık yapılır, kazık yağlanıp, suçlunun kuyruk sokumundan sokulup, enseden çıkartılırmış. 

(Ortaçağ'da bu gibi cezalarda o kazık bir yerde sabitlenir ve suçlunun ölmesi beklenirmiş). 

 

Daha çok namus meselelerinde uyguluyorlarmış. Delikanlı kız mı kaçırmaya kalktı?  Köylü oğlanı yakalıyor, biri bir ağaç dalından, ucu sivriltilmiş bir kazık yapıyor, bir kaç kişi çocuğun kollarından tutuyor, kazıkçı bu kazığın sivri ucunu kurbanın kuyruk sokumundan ...

"Ölmüyor mu?"

Çoğu ölmezmiş, ama kazık cilt altında, eller bağlı sürünürlermiş.

 

Orta Karadeniz'de, hiç de tahmin etmeyeceğim bir ilden geldi hikaye. Bir arkadaşımın babası, içinde bulunduğu kültürel yapının kurallarına uymayan bir davranışta bulunmuş, köy meclisi cezasını kesmiş.

Adamı (ki öyle genç de biri değil) sırtında bir sopa, sopanın iki ucunda içi kum dolu iki kova, kızgın köz üzerinde, çıplak ayakla yürütmüşler, sonra da köyden sürmüşler.

Ne bu?

Ceza...! 

 

Böyle yerel adalet meclisleri, ihtiyar heyetleri, yerel dayılar, babalar, yargı kurulları felan var herhalde ve bunlar davayı da hükmü de infazı da aralarında hallediyorlar.

Halk da sessizce durumu kabulleniyor. 

Adam öz kızını birini sevdi diye öldürüyor, tüm ahali cinayeti biliyor, davada "kaza oldu, tüfek ateş aldı, canım kızım gitti" diyor, dava düşüyor, komşular da katili aralarına alıyorlar. 

Suçlu kız çünkü. 

Neden?

İşte o içindeki karanlığa hapsolduğumuz o lanet neden... 

 

Ve İstanbul'un yeni havaalanı bitince, 200 milyon yolcu kapasitesi olacak.

Ve 10 yılda TOKİ 600 bin konut üretti.

Ve her iki kişiden birinin akıllı telefonu olduğu tek ülke bizim ülke. 

Ve vatan ve millet ve insanlık ve iman ve kardeşlik ve hoşgörü ve ....

Ve kompleks ve korku ve endişe ve güvensizlik ve ezilmişlik ve zorbalık ve vahşet ve ....

Ve namussss... ille de o namus! 

 

Geçenlerde bir kamu otoritesi temsilcisi ile bu konuları konuşuyordum. Sözümü kesti hemen, "münferit vakalar olabilir, başka ülkelerde olmuyor mu? Her yerde böyle şeyler olabilir, bunları paylaşmamak lazım, yoksa yanlış anlaşılır, bizi faklı göstermek isteyenlerin oyunlarına gelmeyin".

 

Mesele de burada "zort" diyor zaten. Biz pompayı, kazığı kullanalım, çoluk çocuğa, kediye köpeğe, bulduğumuz her girilebilecek nesneye homo erectus olarak "hücum" halimizle gururlanalım, ama başkaları bizi böyle bilmesin.

 

Bir an, sadece bir an, dursak bir. 

Bir başkalarını bırakıp, kendimize bakabilsek bir. 

Bir şu üstünlük rollerinden, bir şu kibirden, bir şu '-mış' gibiliklerden sıyrılsak bir.

Bir şu çevredeki herkesi düşman görmelerden, bir şu her haltı bilmelerden ...

Olmuyor değil mi?

O bir an durma hadisesi olmuyor.

Bir dursak, dünya duracak, dünyayı döndüren de biziz değil mi? 

 

 

 

 

Facebook'da paylaş
Twitter'da paylaş
Please reload

takip edin:
etiketler
arşiv
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • images
Please reload