Please reload

en yeniler

gerçeği inşa eden yalanlarımız.

11.10.2018

1/7
Please reload

öne çıkanlar

Kavanoz

26.05.2020

Tuz kavanozunun dibinde az biraz tuz kalmış.

Az ama... almak için elimi daldırdım, el kaldı kavanozda.

İyi mi…?

Çek çek... çıkmıyor.

Eşim Bilgi dedi "elini sakatlayacaksın, şimdi uğraşma yemekten sonra bakarız çaresine".

 

İşe bak, sofraya oturdum, sol el kavanoz.

Ama ben solağım, nasıl olacak bu iş?

"Yavaş yavaş yaparsın, millet neler yapıyor" dedi bizimki.

La havle... Millet neler yapıyormuş?

 

Sağ elle çatal tutmak da ne zormuş...?

Kavanozu koydum tabağın soluna. Bir ara kulağım kaşındı, koca kavanozu kulağa götürmeye kalktım… şıngıl şıngıl... tuzlar şıngıldıyor.

Anladım ki, kavanoz kulak kaşımıyor.

Hemen öğreniyor insan.

Burun hiç olmaz…!

Tuz dediysem öyle bildiğin tuzlardan değil... Sivas İmranlı'dan, dağın tepesindeki bir minik tuzladan çıkan, acayip zengin ve lezzet kumkuması bir tuz.

İri iri kristaller halinde, bir parça dilaltı al, dört gün canlı yayın yapıyor tüm bünyeye.

Acayip, acayip bir şey....!

 

Gırgır şamata bitirdik yemeği.

"Bu elle bulaşık yıkayamam" dedim.

Sıkı mazeret... Bir köşeye ilişip çekiştirmeye başladım kolu, çek çek olmuyor, çek çek olmuyor … bilek kızardı, lakin mutlu bir geleceğe dair kavanozdan umut yok.

"Girdiği gibi çıkar" dedi Bilgi.

"Doğru bak, sansarın başı bir delikten giriyorsa, bedeni de giriyor demektir" dedim.

"Ne yani, tüm bedeni mi kavanoza sokacaksın?"

La havle... Sakinleşmem lazım, bir kahve yapayım dedim, olmadı. İnsan gayrı ihtiyari kullandığı eli işe koşuyor.

Paaat kavanoz orada, paaaat şurada.

 

O kavanoz bir süre sonra oldu bir gezegen mübarek.

Sanırsın Jüpiter sol kolda.

"Kıralım kavanozu" dedik.

Nasıl kıracağız? Duvara yumruk mu atayım...?

Taşla vuralım?

Elim kesilir ama… olmaz!

... Camcıya gidelim, kessin kavanozu?

İyi de, camcı neresini kesecek? Tut ki altını kesti, boğaz bilekte kalacak mı?

Hem Bayram günü, camcıyı nereden bulacağız...?

“Sen bayramı böyle geçir” dedi Bilgi. “Kapıya çocuklar gelirse kavanoz öptürürsün, tuz kavanozu, mikrop da tutmaz”.

Garip garip baktım.

“Kutsal kavanoz” dersin; sonra bakmışsın kavanoz cemiyeti kurmuşsun … Bakarsın hep kalır elinde, “kavanoz adam” diye tüm Dünya seni tanır. Ölünce de kavanozdan bir anıt mezar… Gelir tuz dökerler mesela… Fena mı?

“Sen dalganı geç, bu gece çıkmayacak bu meret, ama sabah ola hayr ola" dedim.

O halde tuvalete gitmek var… var… evet var da...Çok zor!

Bu şövalyeler nasıl yaşamışlar? Şaşıyor insan.

Arkadaş biz bir tuz kavanozuyla baş edemedik... Onlar o leş gibi zırhların içinde, her yer yara-bere... Burnunu silmeye kalksan, ortada burun yok. Çiş yapmaya kalksan, afedersin ortada çişe yarar bir ekipman yok...!

Neyse ki, geleneğimiz bize şükretmeyi öğretmiş.

Şunun şurası bir tuz kavanozu.

 

Öylece yattım yatağa.

Tavana bakıp, hayal kuruyorum, yarın bitirmem gereken rapor var, bu elle nasıl klavye kullanacağım..?

Sabah duş işi var mesela... Başa sabunu sürdün, kavanozu sürt de sürt...

"Kavanoza çorap takarız" dedim tavana doğru.

"Ne diyorsun?" dedi uyumak üzereyken Bilgi.

"Çorap, kavanoza kalın bir yün çorap giydirelim sabah"

O niye…?

Banyoda, kavanozu sabunlarım, böylece işe yarar, nasıl akıl ama?

"Bak, gördün mü, birlikte yaşamayı öğreniyorsun" dedi ve uyudu.

Yatağa yatınca bu kavanoz da yatar pozisyona geçti ve aşağı doğru akan tuz elimi sardı.

Önce önemsemedim ama tavana bakarken gözümün önüne salamura olmuş bir el geldi.

"Uyan" dedim Bilgiye, kavanozla dürtüp.

"Uyan elim salamura oluyor"

Bir gözü %12 açıldı, diğeri tümüyle kapalı.

"Mura mııı…?" dedi, yine uyudu.

Ya Rabbim... Bu el tüm gece tuzun içinde kalırsa, sabaha mumya gibi olurum.

Gidip içine kıyıdan köşeden sıcak su döksem, iyice çalkalasam, tuz çıkmaz mı?

"Akıııııl" dedim, "akıl ki ne akıl, üstelik gece vakti", banyoya gittim kıyılarda boşluklar çok dar, bu iş böyle bitmez.

Kovaya koydum sıcak suyu, elimi de daldırdım kovanın içine.

Blob blob... Hava kabarcıkları çıkmaya başladı, yaşasın kavanoz zor da olsa doluyor.

İnanmayacaksın 20 dakikada yarısı doldu lanet şeyin. Sonra elimi ileri geri sallamaya başladım ki, tuz suda erisin.

Salladıkça parmaklar tuzlu suyla bir güzel yıkandılar.

Bir de bunu geri boşaltması var... Uzatmayayım, öldürmeyen Allah öldürmüyor işte, gecenin bir vakti o canım tuzu lavaboya boşalttım.

Yatağa geri geldim ve yine karanlıkta tavana bakmaya başladım.

Elim karıncalanıyor.

"Salamura süreci başladı" dedim... Bilgi uyuyor.

Yine kalktım, banyoya gittim, ışığı yaktım, elim buruş buruş.

İşte başladı, üç gün böyle kalırsa her bir parmak acur turşusu.

Yatağa geri döndüm, tavana bakarken bir gülme aldı "şu suyu boşaltmayaydım, kıyıdan kıyıdan iki dış sarımsak, biraz limon suyu... Sonra acurları kemir de kemir.... "

Sinir bozucu bir döngü. Bir baltaya sap olamadık, turşu olsak bari, onu da kaçırdım.

 

Öylece uyumuşum. Sabahın kör saatinde kavanoz başıma vurunca uyandım.

Galiba elimi yastığın altına koymak istedim, o sırada mı vurdum, ne...?

Uyandık, şövalye duş ve tıraş olacak... Haydiiii....!

Bilgi "aklıma bir fikir geldi" dedi.

"Yağ dökelim içeri, çıkar".

Şu elin çektiklerine bak, gece salamura oluyordu, şimdi yağa yatırıp marine edeceğiz.

"Sirke de koyalım" dedim, fantezi yapıyorum işte.

Evde sıvı yağ yok iyi mi? Sadece bir kalıp tereyağı var.

Sokağa çıkmak yasak, bayram…

Dua etmeye başladım ki kapı çalsın.

Çocuklar el öpmeye gelsinler, kavanozu uzatayım.

Bakarsın tutar, tutarsa "kalsın" deriz, ne olacak ki...?

Bundan kelli öteki eli kullanırız.

Millet neler yapıyor…?

Facebook'da paylaş
Twitter'da paylaş
Please reload

takip edin:
etiketler
arşiv
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • images
Please reload