Please reload

en yeniler

gerçeği inşa eden yalanlarımız.

11.10.2018

1/7
Please reload

öne çıkanlar

Antibiyotik direnci, hayvanlar ve niceliğe teslim olmuşluk meselesi

20.11.2018

 

Ne demiş Sütaş?
"Doğallıktan ödün vermeyiz, tazelikten vazgeçmeyiz, böyle geldik böyle gideceğiz."

 

Nasıldı türkü?
Öleeem beeen ölem been.
Gurbaan olam ağzındakiii
Dileee beeen, geliiin dileeee ben.

 

 

 

Duydunuz mu?
Sütaş'ın ürettiği süttozu Rusya'dan döndü. 
Ruslar, "ürünlerinizde antibiyotik var" demişler. 

Daha geçenlerde Ruslar bizden gelen tavukları da geri göndermişti, “bunlar antibiyotikli” diye.

Sonra, o tavuklar iç pazarda tüketildi mi? 

Bilmiyoruz. 

 

Biz dönelim şu süttozu meselemize.

Ruslar “bunda antibiyotik var” deyince, Sütaş da “abartma hacı” mı demiş?

Demiş.

"Süt tozumuzun içerdiği söylenen spiramisin ve tilmikosin maddelerinin, AB standartlarına ve Türkiye Gıda Kodeksi’ne göre alt sınırı sırasıyla 200 mikrogram/kilogram ve 50 mikrogram/kilogramdır. Rusya laboratuvarı, 1,5 mikrogram/kilogram tespit ettiği iddiasında bulunmaktadır..." demiş.
Yani?
Yani, ürünlerde antibiyotik var ama Ruslar abartmış diyorlar.

Gelin biraz kurcalayalım şu antibiyotik işini.

Deniyor ki, dünyada antibiyotik insan sağlığı için üretiliyor ama %70’i hayvanlar için kullanılıyor.

 

Hayvanlardaki bu aşırı kullanım, bir şekilde bakterilerin antibiyotiklere karşı direncini artırıyor ve küresel ölçekte devasa bir sağlık problemiyle bizi yüz yüze bırakıyor.

Yılda 700.000 insanın antibiyotiklere dirençli enfeksiyonlar yüzünden öldüğü düşünülüyor ve bu rakam her geçen gün, tahminlerin ötesinde artıyor.

Araştırmacılar, bakterilerdeki direncin nedenlerini keşfedip, yeni antibakteriyal ilaçlar bulmanın peşinde koştururken, İngiltere’de yayınlanan bir rapor, muhtemel suçluyu ortaya çıkarttı: Çiftlik hayvanları[1].

Rapor, tarımda kullanılan antibiyotiklerin bakterilerin direncindeki artışta başlıca etken olduğunu söylüyor.

Bu canavar dirençli bakteriler daha sonra çiftliklerdeki işlerle, hayvanlar arasındaki doğrudan temas yoluyla ve tüketicilerin yedikleri hayvansal gıdalarla insanlara bulaşıyor.

İyi mi? 

Kötü...!

Daha da kötüsü, tarım hayvanlarında antibiyotik kullanımının 2010-2030 yılları arasında iki katına çıkması bekleniyor.

Dur, daha bitmedi ...  rapor bu ilaçların asgari düzeyde tarımsal etkiye sahip olduğunun da altını çiziyor.

Yani, atılan taş ürkütülen kurbağaya hiç mi hiç değmiyor.

Kötü benzetme oldu ama zaten böyle bir yazıdan da iyi bir şey nasıl çıkartayım ben size?

 

 

 

Diyorlar ki, o kadar antibiyotik, kullan kullan … hayvanlarda büyüme ve verim sadece yüzde beş oluyor.

Değer mi?

Söyle değer mi?

Değer ki üretiyorlar ve değer ki, tüketiyoruz.

 

Araştırmalar gösteriyor ki, acayip kullanılan bu arkadaşların (antibiyotiklerin) % 75-90’ı metabolize edilemiyor, dışkı ve idrarla toprağa, yeraltı ve yüzey sularına karışıyor.  

Oralarda da dirençli genlerin oluşumunu kışkırtıyor.

Nasıl...?

Neresinden tutsan elinde kalıyor. 

 

Türkiye’de ne için kullanılıyor bu antibiyotikler?
Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden iki öğretim üyesi (Artun Yıbar, Ece Soyutemiz) bir makale yazmışlar [2] , bakalım ne demişler:

"...Ülkemiz üreticilerinin de yüksek verim elde etmek ve büyütme faktörü olarak kullandıkları hormon, ilaç ve antibiyotikler için belirlenen yasal zorunluluklara uyup uymadıkları da tam olarak denetlenememektedir. Bu bağlamda, entansif üretim içinde kullanılan teknikler çoğu zaman hayvan haklarını ve sağlığını, dolayısıyla da insan sağlığını ikinci plana atmaktadır (Duru, 2004). 
Genel anlamda büyütme faktörü olarak kullanılan antibiyotik ve benzeri maddelerin bu etkileri tam olarak açıklanamasa da, bu duruma ilişkin ortaya atılan bazı hipotezlerden bahsetmek gerekir ki, üretim içinde kullanılan bu ilaçların; 
1) Besin maddelerinin emilimini engelleyen 
toksik metabolitlerin üretimini inhibe ederek, 
2) Gastrointestinal sistemdeki patojen 
mikroorganizmaların gelişimini engelleyerek
3) Subklinik infeksiyonları azaltarak veya 
önleyerek gıda değeri olan hayvanlarda büyüme ve verim artışlarına etkili oldukları düşünülmektedir (Şanlı, 2007).

Antibiyotikler, hayvanlarda özellikle böbrek ve 
karaciğer gibi yenilebilen iç organlar ile diğer organ ve kaslarda birikim yapmakta (Takatsuki ve ark., 1987; Cordle, 1988), süt, yumurta ve bal gibi hayvansal ürünlere de geçebilmektedir (Cordle, 1988; Parks, 1989; Gustavson ve ark., 2002; Bertini ve ark., 2003; Sunay, 2006)..."

Kırıkkale Üniversitesinden Dilek Kılıç hocamız diyor ki, "...Hayvan yemlerinde katkı maddesi olarak antibiyotik kullanımının bir diğer sonucu, normal flora üzerine olan etkileridir. Antibakteriyel besin katkı maddeleri, normal dengeli bağırsak mikroflorasında bulunan mikroorganizmaları inhibe ederek, Salmonella ve Clostridium gibi patojenlerin kolonizasyonunu arttırabilir...". [3]

Yani?
Diyorlar ki, hayvan yetiştiricileri (özellikle entansif / yoğun hayvancılık yapanlar, büyük işletmeler yani) hayvanların büyümesine, et, süt, yumurta, bal... verimine olumlu etki yaptığı düşüncesiyle, hayvanlar hasta olsun olmasın, yemlerine - sularına antibiyotik katıp, antibiyotikle hayvan besliyorlar.

Arılarda yasak mesela.

Ama arılarda görülen Amerikan yavru çürüklüğü gibi hastalıklara karşı kullanıyor arıcılar.

Efendim arının nektar alım döneminde kullanmıyoruz biz antibiyotiği”

Ya balmumu?

İlaç kalıntıları balmumunda birikiyor, petekte birikiyor, balda birikiyor …


Yasak ama, işin ucunda niceliğin egemenliği varsa, kim takar doğallığı?
...

 

Sonra?
Sonra da, bu hayvansal ürünleri tüketen insanlarda antibiyotik direnci artıyor.
"O kadar ilaç aldım, işe yaramadı".
Yaramaz ...!
Ama bu sorunun küçük parçası.
Biraz eşele, bak altında daha neler var neler...?

Devasa şirketler, büyük sermayeler, lobiler …

...
Efendim düzen böyle...!
Evet, düzen böyle.

Düzen de böyle, düzülen de böyle.

O düzülenin de yegane hayali bir fırsatını bulup düzen olmak.

Dedik ama değil mi?

Düzen böyle…!

Bunu da biz istedik ve yaptık, kime laf söylesek o lafın ucu döner gelir, yine bizi bulur. 

Dolayısıyla şurada üç laf ediyorsak bilinsin ki, biri ona, biri bana, biri de sanadır.
Hiç birimiz masum değiliz, bunu önce bilelim.

 

Ne demiştik? 
Niceliğin egemenliği benliklerimizi ele geçirdi.
"Daha çok" uğruna, binlerce yılın
çiftliği oldu işletme; tarım da oldu gıda üretimi
Agro - culture gitti, agro - industry geldi.

 

İşletme sahibi diyor ki "koskoca sığır çiftliğim var, binlercesi kıç kıça bok içinde yüzerek yaşıyor, bir hayvan hasta olsa, hepsine geçer, ben de tümüne ilaç vereceğim, ne olacaktı ki...?"

Ne olacaktı ki..?
Hasta hayvanı ayıracaksın, sütünü de ayıracaksın, ayrı bir yerde iyileşene kadar bakacaksın, bekleyeceksin ...

Kim uğraşır bunlarla?

"milyon tavuk var, binlerce balık, binlerce arı var, olacak iş mi bu dediğin?" 
Sen de haklısın tabii... kolay değil.

Çünkü çok...!
Çağımızın kara sevdası da bu nitekim, "çok". 
Sağım, solum, önüm, arkam... nicelik.
Sobe. 
Çokk...!

 

Efendim, balık da mı..?
Balık ya..!
Norveç ve Şili somonlarının antibiyotik sorunu ciddi tartışma konularından biridir mesela. 

 

Daha birkaç ay önce, Şili’de antibiyotik verilmiş 600.000 somon fırtınada kafeslerinden kaçıverdiler okyanusa.
Çipura, levrek ... sanki onlarda yok..?

Sanki ... !

 

 

Sütaş'ın sahibi Muharrem beyle bir gün bir toplantıda konuşmacıyız, beyefendi dedi ki, "çağın en büyük makinası inektir, önüne yemi-suyu koy, o sana et, süt, deri üretsin; yok böyle bir şey".

 


Ardından, konuşma sırası bana gelince "ey gidinin ineği, ey gidinin sarı kızı, zamanında ne kutsal bir hayvandın, tüm alem bir zamanlar boynuzunda dönerdi şimdi makina oldun" gibi bir zibidilik yaparak, diskura abanmak suretiyle ortamın mekanik gidişine aklımca taş koymuştum.
Muharrem bey bir işletme sahibi olarak doğru söylemişti tabii.

İnek de, insan da makina olmuştu çoktan.
Yakın gelecekte iyiden iyiye teneke yığınına dönüştüğümüzde, ineğe de, süte de ihtiyaç kalmayacaktı.
(Bak bak baaak... hala diskurla peynir gemisi yürütme çabaları, elin adamı makinadan gıda üretsin, sen o sütü iç, peyniri ye, sonra o dil pabuç gibi çıksın dışarı ... bu ihbar, bu itiraz, bu inat, bu ha babam şikayet halleri, buram buram Anadolu kokuları bunlar)

 

Şimdiiii... eyyy nicelik imparatorluğunun acz içindeki nitelik düşkünleri, son sözünüz nedir?

 

Hazır mısınız?

Hep bir ağızdan söylüyoruz:

Öleeem beeen ölem been.
Gurbaan olam ağzındakiii
Dileee beeen, geliiin dileeee ben.

 

 

 

[1]https://amrreview.org/sites/default/files/Antimicrobials%20in%20agriculture%20and%20the%20environment%20-%20Reducing%20unnecessary%20use%20and%20waste.pdf

[2]http://dergipark.gov.tr/download/article-file/33982

[3]http://www.floradergisi.org/getFileContent.aspx?op=html&ref_id=105&file_name=2004-9-1-029-036.htm&_pk=61e0ee9a-4311-49e5-8b84-fa3187622813

 

Facebook'da paylaş
Twitter'da paylaş
Please reload

takip edin:
etiketler
arşiv
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • images
Please reload