Please reload

en yeniler

gerçeği inşa eden yalanlarımız.

11.10.2018

1/7
Please reload

öne çıkanlar

Varlığın temeli bilgidir

27.02.2018

 

“Hal nedir?” sorusu ile başlayalım mı?

Katı, sıvı, gaz, plazma  ...

İşi sulandırmayalım, konu ciddi.

Ey vatandaş, hal var halden içeri gibi bir durumla karşı karşıyasın, esas duruş şarttır. 

Neymiş şu “hal” bakalım.

 

Hani Hermes, İdris, Thoth, Hanok, Merkür gibi ünlü terzilerin diktikleri elbise var ya?

“Ne elbisesi?”

Dur hele, bir girme lafa, iki dakika katı halde bekle, sonunda hepimiz gaz olacağız.

Onlar terzi, diktikleri elbiselere de “hal” elbisesi diyorlar.

Yunus’un dediği gibi, “İdris Nebi hülle biçer, diker Allah deyu deyu”.

Hülle ne?

Elbise.

Ya Rabbi, Alegori okyanusunda balık olduk, gidiyoruz gari ...

 

Bu efsanevi kişiliklerin bir diğer ortak özellikleri de bilgiyi taşımalarıdır.

Ellerinde tüy kalem, kamış ... kelamı aktarırlar, ya da aracılık yaparlar.  

Şimdi elimizde iki parametreli bir denklem var: Hal ve Bilgi.

Çıkalım yola.

 

Hal ile bilgi arasında sanılandan yakın bir ilişki, hatta ilişki ötesi bir birliktelik (bu nasıl bir şeyse?) vardır.

Aksiyom (postulat) 1: Varoluşun temel eksenidir "bilgi"dir.


Ve bilgi, varlığın varoluşsal devinimi içinde sürekli izdüşüm oluşturur ki, bu izdüşümün öznedeki yansıması "hal" dir.

 

Dur yolcu, kaçma!

Cümle zor görünse de, açacağız nitekim, sabır.


O halde, bilgiyi oluşturan nedir?
Düşünce.
Düşünce de zihnin ürünüdür.

 

Dedik ki, varlık varoluş serüveni içinde sürekli bir devinim içindedir.

Bu devinim, varlığın aksiyon sevdasından kaynaklanır.

İlle, gezip, tozacak.

İlle, ona buna sataşacak, büyümek, ilerlemek isteyecek.

İlle “evrim - evrim” diye sızlanacak.

 

İşte varlık, bu aksiyoner durumunun her bir aşamasında bir bilgi olarak izdüşüm oluşturur.

(kabul, bu kısım biraz yokuş yukarı)

 

Tamam, ikinci aksiyom devreye girsin.

Aksiyom (postulat) 2:  Varlığın temeli "bilgi"dir.


Dedik ki, zihin düşünceyi, düşünce de bilgiyi doğurur.

Bilgi varlığın temelidir ve izdüşüm oluşturur. 

Bu izdüşümün de öznede (sende, bende ...) yansımaları oluşur.

Bu yansımalar sadece birey olarak gözlenen öznede değil, topluluklarda da ortaya çıkar.

Bir birey veya topluluktan dışarı yansıyan "hal", onları var eden bilgi değiştikçe değişir.

(burası da önemli, aman)  


Aksiyom (postulat) 3:  Bizler bir kocaman zihinde (de ki, okyanus) yüzen birer minik varlık bilgileriyiz. 

 

Düşünce, bilgi ile birlikte zamanı da doğurur mu?

Doğurur tabii.
Yokuş dikleşiyor, dikkat...! 

 

Düşüncenin ürünü olan bilgi, zamanı doğurunca, zaman içinde o bilgi kendi maddesini de doğurur.

Yani, madde bilginin ürünüdür ve zamanda var olur.

Şimdi, bak burası önemli.

(neresi değil ki?)

Maddenin bilgisi var, ayrıca başlangıç ve sonu olan bir doğrusal zaman içinde başlayıp biten bir ömrü var.

 

Şimdi, buradaki “zaman”, madde-bilgi denkleminin süreçsel olarak ilerlediği, doğrusal zamandır.

Sürekli bir doğum-ölüm hadisesi belirir.

Çünkü, zaman buna yönelik dizayn edilmiştir.

Buna göre dizayn edilmiş zamanın mekanı da buna uygundur.

Kronolojik bir akış içinde ilerler.

 

İşte, varlığın problem tanımı burada ortaya çıkar ki asıl itibarla algısaldır.

Tümüyle algısal.

 

Varlık, kendi efsanesini böyle bir algı kümesi içinde yaşamayı tercih ettiği için, “tarih” varlığı kendi kronolojik akışında esir etmiştir.

 

Ahanda söyledim...!

Aksiyom (postulat) 3 :  Varlık efsanesi içinde yaşar ve aynı an’da efsanesini de yazar.

 

Kronolojik akan zaman, madde için baş ve sondan ibaret, evrimsel bir düzlem oluştursa da, varlığa bir gelecek vaat etmekten uzaktır, tam tersi varlığın evrimine sınır getirir, oysa varlık sınırsız bir zihin bilgisidir ve sınırsız süreçler içinde evrimini yaşama istenci gösterir.  

 

Aksiyom (postulat) 4 : Sonsuzluk mekânsal değil, varlığın evriminde yaşanan süreçlere dair bir kavramsal tanımdır.

 

İnsan, tercihi sonucu yaşadığı bu zaman-mekan gerçekliği içinde, maddeye ve onun süreçsel devinimine bağlı kalmıştır ki bu nedenle de doğrusal akan zamanda, başlangıç ve son algısını oluşturma ihtiyacı doğmuştur. (nihayetinde, bu da kavramdır)

 

Aksiyom (postulat) 5 :  Zaman bu gerçeklik içinde bellektir.


Zihnimiz nesnelerden gelen tüm bilgileri belleğe kaydeder ve an'ı bellekten aldığı dünün bilgisi ile karşılayıp-yargılar.  Bu zihni bölen, parçalayan ve yargılayan bir yapıya büründürür ve sonunda bütünün algısından uzaklaştırır.

 

İnsan, nesneden gelen enformasyonu belleğe kaydeder ve karşılaştığı yeni bir olgu karşısında, o an’ı bellekten çağırdığı dünün bilgisi ile birleştirir.  Örneğin, biri yeni bir yemek mi sundu, bellek o görüntü ve lezzetin oluşturduğu anlamı arşivden çıkartıp ortaya koyar “bak annen sana bunun daha iyisini yapmıştı, at şimdi çamurunu” diye gazı verir.  Bir şarkı dinlersin, Haydar Haydar diye başlar, bellek hemen girer devreye “ahhh Müzeyyen ablan kurban olsun sana”.

İmkan yok sen o an anda kalıp, an’ı yaşayasın, bellek (zaman)n seni kendi karanlık enformasyon kuburuna çeker.

Senin kimliğini, duygularını, davranışlarını ... hepsini o kuyudan çıkartır giyersin.

Birer giysidir bunlar, ama diken toplumdur, devlettir, ideolojidir, yasadır ...

Varlık bu haliyle kendisi için dikilmiş bir efsanenin sayfasına sıkışmış sözcükten öte bir şey değildir.

 

Çık dışarı çıııık...!

Nereden çıkayım?

Zamandan çık.  

Belleğin ve zamanın seni bir madde gibi biçimlendirme arzusundan çık.

 

Geldiğimiz yer itibarıyla “halin farkındalığı” yine bir bilgi nesnesi olarak var olmuş olan varlığın salt kendi olana dair farkındalığıdır.  Salt kendi olmak, varlığın salt aklın ürünü ve bir adım ötesi, onun kendisi olma istencinin tezahürüdür.
 

Zamanın dışına nasıl çıkılır?

Soru bu haliyle hem anlamlıdır, ama aynı zamanda da anlamsızdır.

Zira, varlık hem zamanın içinde ve aynı an’da da zamanın dışındadır.

Sadece, zihin algısal olarak bu biçimdeki bir zaman akışındaki efsanenin sayfasında cümlecikler olarak yansımayı tercih etmiştir; farklı bir tercih farklı bir algı ve farklı bir zaman sayfasına taşır.

Her bir tercih, mutlaka başka bir efsaneye taşır varlığı.

 

Aksiyom (postulat) 6:  Efsaneden çıkış da bir efsane

 
Zamanın başı sonu yoksa, hepsi aynı anda ve karmakarışık ise ve ben gerçekten dedemin beşiğini tıngır mıngır sallıyor isem, bu nedir?

Bu kuşkusuz bir kaostur.

Ama bu zaman-mekan açısından bakıldığında bir kaostur.

Buranın algısıyla bir kaos.

Bu kaosun düzene dönüşmesi için, oradaki akış buranın efsane akış dinamiğine uygun bir zaman-mekan kurgusuna sokulur ki, buna biz burada “düzen” deriz.

 

İşte, yazının başındaki terzi burada devreye girer.

Diker.

 

Facebook'da paylaş
Twitter'da paylaş
Please reload

takip edin: