Please reload

en yeniler

gerçeği inşa eden yalanlarımız.

11.10.2018

1/7
Please reload

öne çıkanlar

tür tür Anadolu - bürokratlar

02.04.2006

 

Birbirinden çok farklı coğrafyaların arasında geçiş bölgesi olan Anadolu, bu özelliği nedeniyle dünyanın sayılı tür çeşitliliğine sahip coğrafyalarından biridir.

Sahip olmaktan gurur duyduğumuz bu tür çeşitliliğinin bir bölümü de “endemik” tir. Yani sadece bulunduğu bölgeye has -yerli- türlerdir. Diğer bir deyişle pek çok canlı türünün gen kaynakları Anadolu kökenlidir.

 

Sahip olmaktan gurur duyduğumuz bir “endemik” türümüz de bürokrat’dır.   Bürokratlar da tıpkı akademisyenler ve kurbağalar gibi tüm dünyada rastlanan bir canlı grubu olup, Anadolumuzda bize özgü bir endemik alt tür bulunmaktadır ki, bunlara Latince’de burroucrateus melanocephalus (siyahbaşlı bürokrat) adı verilir.

 

2 milyar yıl öncesinde deniz yosunlarından evrimleşmişler, kısa süre içinde karadaki hayatın daha kolay olduğunu keşfederek denizlerden karalara geçmişlerdir. Karalardaki ilk formları uzun kollu, minik ahtapotlar şeklindeydi. Karınlarının altında besin sakladıkları, kasa şeklinde minik keseler vardı. Mağaralardaki kuru ve düz taş zeminler (burrowlar) üzerine sıkı sıkıya tutunarak yaşıyorlardı. 

Kollarının uzandığı, yiyip-yutabilecekleri her şeyi keselerine attıkları için, Latince de kasalamak/sandıklamak anlamına gelen “crates” adı verildi. (daha sonra talancı korsanlara verilecek olan pirates adı da buradan türemiştir).

 

1892 yılında, Cambridge Üniversitesi’nden Dr. James Mellwin’in  Pasifik adalarında yaptığı araştırma sonucunda, crates’lerin yaşadıkları mağaralardaki düz taş zeminlere (burrow) güçlü bağımlılıkları ortaya çıktı. Dr. Mellwin araştırması sonucunda “crates’ler burrowlar olmadan yaşamlarını sürdüremiyor, kuruyup ölüyorlardı” demiştir. (Daha sonra büro adı verilen çalışma mekânlarının adı buradan gelmiştir).

 

Mellwin’in öğrencilerinden Dr. Mahmoudi (Türk asıllı Amerikan bilim adamı) hocasının araştırmalarını devam ettirmiş ve crates’lerin evrimlerini tümüyle ortaya çıkartmıştır.

Mahmoudi’ye göre, ilk primatların ortaya çıkmasıyla birlikte, crateslerin iskelet yapıları başkalaşım göstermiş, uzun kollarının ikisi bacakları, ikisi de kolları oluşturmuştur.

Karınlarının altındaki keselerin de deri içinde kalarak mide biçiminde evrimleştiği ortaya çıkmıştır.  Dr. Mahmoudi, crateslerin yaşadıkları ortamlardan esinlenerek yeni formlarına burroucrates adını vermiştir.

 

İlk buzul dönemi öncesi, bu günkü kuzey Avrupa’da yaşamış olanlarına da  burroblondes adı verilmiştir.

Buzul döneminde yaklaşık 230 milyon yıl kadar buz altında kalmışlar, buzlar eridikten sonra hiçbir şey olmamış gibi üstlerini silkeleyip burrowlarına yapışmışlardır. Buzul altında geçen uzun yıllar sayesinde tıpkı kaplumbağalar ya da kertenkeleler gibi hibernasyon (metabolizmayı minimum enerji harcayarak hareket ettirebilme) özelliği kazanmışlardır. Bu nedenle de saatlerce, hiç hareket etmeksizin oturur pozisyonda kalabilirler.

Sıcak kanlı olmalarına karşın, her türden değişime uyum sağlayabilen, son derece ağır kanlı, sosyal ilişkileri güçlü canlılardır. 

 

Koloni halinde yaşar, otura otura büyürler. Akademisyenler gibi birbirlerinin düşmanıdırlar. Yıllarca aynı odada, karşılıklı oturup, birbirlerinin kuyularını kazmaktan tarifsiz zevk alırlar. En sevdikleri oyun  uzun eşektir.  Birbirlerinin sırtına binip yükselmek isterler. Bu özelliklerinden ötürü Amerikalılar  sıpa’ya “burro” demişlerdir.

 

Ömürleri ortalama 15-20 yıl kadardır, ancak adaptasyon yeteneği gelişmiş bazı bireylerin 30 hatta 40 yıl yaşadıkları bilinmektedir. Larvalarına “uzman” denir. Ömrünü uzman olarak tamamlayan olduğu gibi, bir bölümü de “müdür”, “başkan”, “müsteşar” gibi formlara girerek yaşamlarını sürdürme şansını yakalarlar.

Anadolu lehçesi’nde müdür formuna gelmiş burroucrates’lere  “müdürüm” denir.  İnsanlar genel olarak, karşılarında saygı gösterip, arkalarından küfür ederler.

 

Druidler gibi panteisttirler.  Her sabah uyandıklarında “her şey aynı kalsın-her şey benim kalsın” duasını okuyup, “Statüko” adını verdikleri tanrıya taparlar. En sevdikleri ibadet şekli, masalarının ardında duran “kutsal zil” i çalıp odacı çağırmaktır. Bunu gün içinde en az 15 kez yaparlar.

Kendilerini her zaman devletin vazgeçilmez kişileri sayarlar. Hiçbir şey yapmadıkları halde, çok şey yapmış gibi davranma yetenekleri vardır. Canları sıkıldıkça bir birlerine gaz verip uçmaya başlarlar. Uçarken düştükleri hiç görülmemiştir. Uçuş için muhtaç oldukları enerjiyi, devlet denilen kurumun kanında bulurlar.

Siyah başlı bürokratlar Anadolu’da yerleşik türler olmakla birlikte, kısa mesafelerde sıklıkla göç ederler.  Göçleri mevsimlerden ziyade seçimlere bağlıdır. Göç mevsimleri yaklaştığında birbirlerinin yerlerine göz dikip, sürekli bir birlerini şikâyet ederler.

Başlıca besin kaynakları adına çay dedikleri bir sıvıdır.  Kendileri içtikleri gibi, yanlarına gelenlerin de içmelerini beklerler.

“Rüşvet” adında bir gıdayla beslenenlere de rastlanır.  Rüşvet son derece besleyici bir gıda olmakla birlikte, ilk başlarda hazımsızlık, utanma, sinir ve huzursuzluk gibi yan etkiler gösterebilir. Klinik deneyler sonunda, rüşvetin bir süre sonra bağımlılık yaptığı ispatlanmıştır. 

Rüşvet yemeyenlerde birbirlerini yeme gözlenmiştir. Bu özellikleri ilk başlarda bazı Antropologlar tarafından (Jean Luc Ponty, Mariya Barbados) yamyamlık olarak açıklanmıştır. Ancak bir süre sonra bunun tamamen protein ihtiyacından kaynaklandığı, işin içinde bir Vandalizm olmadığı ortaya çıkmıştır.

 

Bilim insanları, bürokratların yeryüzünde nesli en son tükenecek canlı türü olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır.

Facebook'da paylaş
Twitter'da paylaş
Please reload

takip edin: